Farklı savaştığınızda kazanma şansınız artar

Büyük turizm şirketlerinin kaç milyon kronluk pazarlama bütçeleri vardı bilmiyorum.
Farklı savaştığınızda kazanma şansınız artar

Bizimki 35 bin krondu.

Pardon, ucuza gelsin diye Letonya'da bastırdığımız broşürün parasını ödedikten sonra 25 bin.

Bugünün parasıyla 100 bin lira gibi bir şey.

Türkiye satan diğer aktörler cami, kebap, Boğaz Köprüsü ve plajlara serilmiş sarışın aileler gösteriyordu.

Biz katalog kapağımıza kıvırcık saçlı kumral bir kadın koyduk.

Şehir hatları vapurunda güvertede simit yiyip çay içiyordu.

Arka planda Kız Kulesi silueti. O kadar.

Ne "güneş, deniz ve herşey dahil 5 yıldızlı oteller."

Ne de "Doğu ile Batı'nın buluştuğu o sihirli şehir" klişesine bir gönderme.

Her pazarın hakimi, o pazarın hacminin %75'ini süpürür.

Birim başına daha düşük maliyetler. Standartlaşma. Daha ucuz fiyatlar. Marka bilinirliği.

Parayla bunu yenemezsin.

Biz de denemedik o yüzden.

Farklı bir kavga seçtik.

1940'larda doğmuş İsveçli emekliler. İsveç'in en zengin grubu.

Ödenmiş ipotekler. Büyümüş çocuklar. Harcayacak bol para.

Herkes hesaplı tatil arayan çocuklu ailelere güneş, deniz ve beş yıldız all inclusive satıyordu.

Biz farklı bir Türkiye'yi farklı bir müşteriye sattık.

Zamanlama? Şansımız yaver gitti diyelim.

Türk milli futbol takımı Güney Kore'de Dünya üçüncüsü oluyordu. Eurovision'da dereceler geliyordu. Orhan Pamuk'un Nobel Ödülü. AB üyelik müzakereleri. New York Times ve The Guardian için İstanbul, dünyanın yaşanacak beş şehrinden birisiydi.

Avrupalılar artık sadece plajları merak etmiyordu.

Türkiye'nin öbür yüzünü görmek istiyorlardı.

Biraz bilerek, biraz da tesadüf eseri hikayemizi tam da buraya oturttuk biz.

Emekli gezginlerin ilk gördükleri katalog kapağımız ile döndüklerine ağızlarında kalan tad birbirini tutturuyordu.

İyi ama erişime de ihtiyacınız vardır.

Bizdeyse reklam parası yoktu.

O zamanlar kapınızı SEO'nuzu yapalım diye çalan şirketler yok. Google Ads ajansları yok.

Belki var da, bizim paramız yok.

Ucuz kurtulmuşuz.

Bugün bütçede en büyük ziyan buralarda. Bütünü tutkal gibi birbirine tutturan bir hikayeniz yoksa bunlar kara deliktir.

Duymuş olmalısınız. İsveç'te herkes sendikalara, klüplere, derneklere üyedir.

Oralara girdik, üyelerine özel turlar, rezervasyonlardan gelir paylaşımı önerdik.

Böylelikle rezervasyon gelene kadar para çıkmadı cebimizden.

Kitap kulüpleri. Gazetelerin kültür ekleri. Sendikalar. Emekli grupları.

Bunların e-posta listeleri zamanla bizden gezi satın aldıkça, bizim e-posta listelerimiz oldu. O zaman öğrendim: e-posta listeleri altın değerinde.

İsveçliler hiç reklamını görmedikleri bir Türkiye'den övgüyle bahsederek döndü.

Mikro ölçekte bu maceradan çıkacak dersler hiç karmaşık değil.

Doğru kitle + doğru hikaye + doğru zamanlama = ucuz, etkili pazarlama.

Paramız yoktu. Ama bunlar arasında uyum vardı.

Hikaye dünya konjonktürüyle uyuştu. Kitle teklifle uyuştu. Dağıtım kaynaklarla uyuştu.

Biraz şans, biraz tasarım.

O günden beri şans faktörünün etkisini nasıl azaltabileceğimi düşünüyorum.

Bulduğum şey şu:

Dünya daima değişir. Bu değişimi insanlar daima şu duygulardan biriyle karşılarlar:

  • Korku/endişe
  • Merak
  • Heyecan

Kaybedecek miyim? Kazanacak mıyım? Ne kaçırıyorum? Neden ve nasıl korunmam lazım? Bana ne olacak?

Değişen dünyada bu soruların sahiplerini seçip onların sorularını çözecek bir ürün ya da hizmetle karşılarına çıkarsan...

Ve değişimle ortaya çıkan hikayeyi, inşa ettiğin işinde yapı harcı gibi kullanarak üretime, erişime, dağıtıma, geri bildirime ve markana yedirirsen... Zincirin tek halkasını atlamadan.

Son bültenden bu yana dört farklı girişimci ve dört farklı iş fikriyle bu konu üzerinde çalıştık.

Toplantılarımızda ikinci sorum daima bu oldu: Dünyada ne değişti?

Bir alıştırma ile bitireyim.

Sütte bir değişiklik var. Müşterine/kullanıcına bu haberi aşağıdaki alternatif kalıplardan birini seçerek vermen gerekiyor:

Süt eskiden beyazdı. Ama artık değil.

Sütün beyaz olmadığını şimdi anladık ama görüyoruz ki eskiden de değilmiş. Bu, her şeyi değiştirir.

Süt hala herkes için beyaz. Ama senin için artık öyle değil.

Okey. Sütün ve renginin yerine ne koyarsın?

Subscribe to my newsletter

Subscribe to my newsletter to get the latest updates and news

Member discussion