Alçakgönüllü övünmeler. Sahte kırılganlık. Terfi haberlerini duyuran "çok minnettarım" postları.
LinkedIn'deki herkes başarılı, empatik ve her şeyi başarıyor.
Gerçekte ise değiller. Çünkü böyle bir dünya mümkün değil. Ve sen de bunu biliyorsun.
Gerçekte, acımasız bir dünyada yaşıyoruz. LinkedIn, yaşamıyormuşuz gibi davranıyor.
Kusurlarımızı gizlemek aklımıza iyi bir fikir gibi gelir.
LinkedIn'de. Pazarlamada. İş dünyasında. Ofiste. Hepimiz mükemmelden daha az bir şey olduğumuzu itiraf etmekten korkarız.
Oysa iyi pazarlamacıların bir asır önce keşfettiği bir gerçek var:
Kusurlarının arkasında durmak, güven inşa etmenin en hızlı yoludur.
Listerine'in 1920'de yaptığı kampanyaya bak:

Beklenmeyen ve alışılanı yerle bir eden bir dürüstlük, muhatabının gardını düşürür. Kendi hakkında söylediğin her olumsuzluk ve eksiklik anında gerçek olarak kabul edilir.
Listerine berbat tadını itiraf ettiğinde, bunu "Günde iki kez, nefret ettiğiniz tat" sloganı ile tamamladı. İnsanlar işe yaradığına inandı. Çünkü tadı ancak bu kadar kötü olan bir şey bakterileri de öldürebilirdi.
Kendimizi övdüğümüzde herkes bunu reklam palavrası olarak algılar.
Kimsenin üstlenmek istemediği bir kusurun mu var? Herkes inanmak için yarış eder. Duyanlar duymayanlara yetiştirir.
Stratejik bir manevra fırsatı var burada.
Kusurunu üstlenecek dürüstlüğü göstermenin amacı özür dilemek, merhamet dilenmek, beni böyle kabul edin demek değildir.
Dürüstlüğün amacı, seninle yola gidecek insanları (mesela müşterilerini) ikna edecek bir faydanı ortaya koymaktır.
İşte benim olumsuz tarafım:
Geçen hafta LinkedIn'de genç, sarışın ve işsiz bir kadına iş bulmak için yeterince çaba göstermediğini söyledim. Hem de herkesin ortasında. Sonra da yapmaya gücü kolayca yetecekken yapmadıklarını.
Üüüüü! Curcunayı görecektin. Pelerinler kuşandı.
Yüksek ve beyaz atlarına bindiler. Meşaleler yakıldı.
Optimize edilmiş CVleriyle haftada 300 işvereni spamlamayı ‘iş aramak’ zannedenler, empati performansını algoritma için sergileyen kariyer guruları....
Günlerce dinmeyen, hala daha dinmemiş bir öfke fırtınası.
Özür dilemiyorum.
Empati gösterebilen biri değilim. En azından LinkedIn tarzında göstermiyorum. Sahtesini yapmıyorum. Sinyallemiyorum. Şımartmıyorum.
Kontrolün dışındaki koşulları veya başkalarını suçlamana, ya da acılar içinde yuvarlanmana izin vermiyorum.
Ağlamanı… Görmek dahi istemiyorum.
Benimle çalışırsan bahanelerin arkasına saklanamazsın. Elinde olan her araç ve bilgi parçasıyla kendi kaderini eline almak zorundasın.
Benim tarzım bu.
Ve bu benim rekabet avantajım.
Sahte empati okyanusunda, ben günde iki kez ihtiyacın olan kötü tadım.
Şimdi sıra sende:
Pahalı mısın? Söyle. Çünkü kaliteni kanıtlamak için işte bir fırsat.
Teknoloji özürlü müsün? Bağır. Herkes duysun. Sonra Yapay Zeka çağında her şeyi sadece insan dokunuşuyla yaptığını gözlere sok.
Talepkar mısın? Acımasız mı? Sabırsız mı?
Yüksek sesle ilan et. Yaz. İmzala.
Çünkü itiraf ettiğin her eksik yanın anında gerçek olarak kabul edilecektir.Mükemmel ve feyk dünyalarda en geçerli para birimi, kusurlu ve gerçek olmak.
Şimdi söyle kuzum, senin kusurun ne?
Subscribe to my newsletter to get the latest updates and news
Member discussion